|
Kemal Burkay Londra’da Kürt açılımını ve son süreci değerlendirdi
Sevimli Yıldız/Londra

Komkar Londra merkezi Kemal Burkay’ın katıldığı Kürt açılımı ve son gelişmeler konulu bir konferans düzenledi. 31 Ocak 2010 tarihinde gerçekleştirilen konferansın ilk bölümünde son siyasal gelişmeler değerlendirilirken ikinci bölüm katılımcıların soruları ve karşılıklı sohbet ile devam etti.
Yerel basın ve katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği toplantının 1. bölümünün sonunda, Kemal Burkay “Anılar” kitabının 2. cildini okurları için imzaladı.
Açılış konuşmasının, Komkar Londra dernek başkanı Burkay Arslan tarafından yapıldıgı konferans, yaklaşık 5 saat sürdü.
Burkay sözlerine Ak Parti hükümetinin Kürt açılımı projesinin ismini sırasıyla önce Kürt Açılımı, daha sonra “demokratikleşme” ve en son da gelen tepkiler üzerine “milli birlik-beraberlik ve kardeşlik projesi” olarak değiştirdiğinin altını çizerek başladı. Yaklaşık 5 ay evvel başlatılan açılım sürecinin Kürt sorununun çözümü için hem Türk hem Kürt halkları arasında umutlar doğurduğunu ancak sürece her iki taraftan da yeterince destek verilmemesi ve gelişmelere gösterilen muhalefet nedeniyle şu anda bir tıkanma ile karşı karşıya olunduğunu belirten Burkay Ak parti hükümetinin yaptığı en önemli iki şeyden birinin Kürt sorununun çözümü yönünde başlatılan açılım süreci olduğunu, 2. sinin ise Ergenekon-kontrgerilla örgütünü tasfiye etmek olduğunu ve bu süreci hangi hükümet başlatsaydı destekleyeceklerini ifade etti.

Önce Türkiye’de kuruluşundan bu yana devam eden sorunlardan bahseden Burkay, Türkiye nüfusunun neredeyse 1/3 ünü oluşturan Kürtlerin örgütlenme, kendi taleplerini dile getirme özgürlüğünün olmadığını, bununla birlikte Alevi kitlesinin baskı altında tutulduğunu, okullarda okutulan zorunlu din derslerinin bugün laiklik çığırtkanlığı yapan generaller tarafından bizzat müfredata konulup siviller tarafından onaylandığını, Milli Eğitim Bakanlığı kadar büyük bir Diyanet İşleri Teşkilatının olduğu ülkede laiklikten söz edilemeyeceğini, Rumlar, Ermeniler, Süryani ve Yezidiler gibi azınlıkların baskılar nedeniyle varlıklarını koruyamadıklarını, 6-7 Eylül gibi olaylarla katliamlara uğradıklarını, Kemalist rejimin tek renkli toplum yaratmaya çalıştığını belirterek “Türkiye’de düşünce özgürlüğü hiçbir zaman olmamıştır, geçmişte darbelerin nedenleri gelişen Kürt ve sol hareketini bastırmaktı.Şimdi ise başlıca gerekçe İslamcı kesım” dedi.
Ak Partinin iktidara gelmeden önceki son 30 yıllık döneme de değinen Burkay: “Savaş hem Kürt hem Türk toplumunda şiddeti kışkırttı, kutuplaştırdı, PKK ile ordunun güçlenmesi birbirine paralel oldu, 30 yıl içerisinde toplum daha da kirlendi, geriledi, kontrgerilla, gizli örgüt, basın, üniversite, siyasi partiler dahil her tarafa yayıldı.” dedi.
Ergenekon örgütünün 1950’li yıllarda soğuk savaş sürecinde ABD-CIA tarafından antikomünist mücadelede kullanılmak üzere kontrgerilla örgütü olarak kurulduğunu, darbeler öncesi yapılan komploların arkasında bu örgütün olduğunu ve SSCB dağıldıktan sonra tüm dünyada gereksiz hale geldiğini belirten Burkay bu gladyo örgütlerinin en zor İtalya’da dağıtıldığını ancak Türkiye’nin kendi gladyosunu Kürtlere ve diğer muhalif kesimlere karşı kullanmak için tasfiye etmediğini belirtti. Burkay Kürt ve sol muhalefete yönelik 1. sindirme dalgasının 12 Mart 1960 yılında, 2. sinin ise 1974 sonrası tekrar canlanan muhalefeti sindirmeye yönelik olarak 12 Eylül 1980 yılında yapıldığını, kontrgerilla örgütünün yaptığı kirli işleri Kürtlere, solculara yüklediğini ifade etti.
Burkay İslamcı olmanın gerici olmak olmadığını bunu böyle göstermeye çalışmanın yaftalamak olduğunu, Halkın bir kesiminde İslamcıların onların yaşam tarzına müdahale edeceği korkusu var, özellikle Alevi ve sol kesimde olan bu korkunun özellikle statükocu güçler tarafından İran ve Afganistan örneği gösterilerek kullanıldığını belirten Burkay konuşmasına şöyle devam etti: “Siz yapılan çalışmalara bakacaksınız, Ak parti demokrasiden mi yoksa baskıdan mı yana, kadın haklarına müdahale var mı, eğer varsa böyle çabalara karşı durursunuz, yapılan iyi şeylerde ise yan yana durabilirsiniz”.

“AKP neden Kürt açılımını başlattı, kontrgerillanın üzerine gitti? Çünkü sistemin engeline takıldı, iktidara geldikten sonra 2002 yılında, Ergenekon bu hükümeti devirmek için Balyoz, Sarıkız, Ayışığı gibi çeşitli planlar yaptı ancak AKP direndi, Erbakan gibi bırakıp gitmedi, kendi açısından da olsa AB projesinden yana, Avrupa demokrasisinin desteğine ihtiyaç duyuyor. AB ülkelerinde bir demokrasi standardı var, bu Ak parti gibi Kürtlerin, sol kesimin, Alevilerin de yararınadır.” dedi.
Türkiye’deki muhalif grupların bir kısmının sırf ABD desteği olduğu için bazı projelere karşı çıkmasını siyaseti otomotiğe takmak olarak değerlendiren Burkay “ABD destekliyorsa kötüdür karşı çıkılmalıdır, karşıysa iyidir, desteklenmelidir yaklaşımı siyasette kolaycılıktır” dedi.
Burkay hükümetin Kürt sorunun çözümü konusunda düşündüğü veya dile getirdiği çerçeve ile kendi görüşlerinin elbet farklı olduğunu belirterek şöyle devam etti “Gelişmeler bizim istediğimiz ölçüde değil. TRT6’nin kurulması, universitelerde Kürt kürsülerinin açılması, köy adlarının geri verilmesi olumlu adımlardır, ama sorunun boyutları kaşısında küçük adımlardır. Çözüm ancak eşitlik temelinde olur, bunun biçimi ise federasyondur.”
“Abdullah Gül ve Recep Tayip Erdoğan bir Kürt Sorunumuz var ve bu bizim en önemli sorunumuzdur, eski yöntemlerle yani şiddetle (asimilasyon, sürgün, kırım) çözülmez dediler, barışçıl-demokratik yöntemlerle bu sorunu çözmek gerektiğini yüksek sesle dile getirmek konusunda cesur davrandılar” Bu TC tarıhınde bir ilkti ve önemlidir. Ancak Abdullah Gül’ün bu konuda kurumların uyum içerisinde çalıştığını belirtmesine katılmadığını, çünkü askerin barışçıl çözüme karşı olduğunu her fırsatta gösterdiğni ifade etti. Bir pişmanlık yasasının sorunun çözümüne katkı sağlamayacağına da değinen Burkay konuşmasında “Biz bu işe hayatımızı verdik, pişmanlık yasası nasıl bizi kapsayacak, hem niye pişman olacakmışız” dedi.

Tıkanmanın önemli iki ayağı vardır diyen Burkay:
Birincisinin hükümetin daha cesaretli olmayıp, ürkek davranması olduğunu belirterek “hükümet açılım sürecine, zorunlu din derslerini kaldırmak, siyasi partiler yasasını değiştirmek, düşünce özgürlüğünü engelleyen yasaları kaldırmak gibi adımlarla devam edebilirdi, ancak süreci iyi kontrol edemedi, yönetemedi, el yordamıyla yürüdü, tepkilerle karşılaşınca geri adım attı, oysa cuntacıların karşısında nasıl dik duruyorsa bu konu ile ilgili de dik durabilmeliydi” dedi.
Tıkanmanın ikinci nedeninin ise Kürtlerin, solcuların, işçilerin ve Alevilerin açılıma yeter destek vermemesi olduğunu belirten Burkay hükümetin bu süreçte yalnız bırakıldığını ifade etti.
PKK nin de tek taraflı olarak silahı bırakması gerektiğini belirten Burkay “Bu silahın artık Kürtlere bir yararı yoktur, silahlı adamları dağda tutmak savaşı sürdürmek isteyen güçlere yarar, PKK’li militanlar bir genel af çıkarsa ülkeye dönebilirler, çıkmazsa Güney Kürdistan’a giderek normal hayata katılabilirler ve böylece Kürt ve Türk siyaseti normalleşme yolunda ilerleyebilir” dedi.
Ancak PKK nın bu adımı atmasına fırsat verilmediğini, çünkü İmralının derin devletin denetiminde olduğunu ve derin devletin çözüm istemediğini belirtti.
‘Öcalan derin devletin denetimi altındadır, İmralı’da kendi özgür iradesine sahip değil, Öcalan, o cezaevinden çıkarılıp sivil bir cezaevine konulmalı. Hükümet onu bir eve de yerleştirebilir. Boylesi bir durumda Öcalan’nın barış sürecine destek olacağından kuşkum yok” dedi.
Sicak bir atmosferde gecen konferans, Sayın Burkay’ın katılımcıların isteği üzerine onları kırmayarak ‘Evin Çi ye’ ve ‘Ruken be’ isimli Kürtçe iki şiirini okumasi ile sona erdi.
|